Ebru Sanatının Tarihçesi

EBRU NEDİR?  

 

Ebru sanatı, en eski Türk kağıt süsleme sanatlarındandır.

Orta Asya dillerinden Çağatayca'da "hare gibi, damarlı" anlamına gelen 'Ebre' kelimesi Ebru sanatının bilinen ilk adıdır.

İpek Yolu ile İran'a gelen sanat, burada 'Abru' (Su Yüzü) veya 'Ebri'  (Bulutumsu, bulut gibi) olarak isimlendirilmiştir. Daha sonra Türklerle birlikte Anadolu'ya gelen bu sanatın adı 'Ebru' olarak dilimize yerleşmiştir.

Şu an Avrupa'da 'Marbling' diye bilinen Ebru 17. yüzyılda Avrupa'ya 'Türk kağıdı' adıyla gitmiştir. Ebru Türkiye'de cilt sanatının yanı sıra, hat sanatında zemin ve pervaz olarak kullanılmıştır. Hat sanatının, sanat atölyelerinde çoğalmasıyla birlikte, fonda kullanılan bu desenli kağıdın da değeri artmış, çerçevelenecek kadar önemsenmiştir.

Günümüzde, diğer soyut ve plastik sanatlar gibi değerlendirilmektedir. Ebru, görsel zerafetinin yanı sıra, bizlere mikro ve makro alemlerden, çıplak gözün göremeyeceği ilginç güzellikler sunar. Ayrıca Ebru'nun terapi özelliğine sahip olduğu, bu tarihi sanatın meraklıları için tartışılmayan bir gerçekti

 

  

TARİHÇESİ

 

Ebru sanatının nerede ve ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bugün bilinenen modern ebrunun 13. yüzyılda Türkistan'da, Semerkant'ta ve 14. yüzyılda İran'ın doğusundaki Herat Yöresinde yapıldığına dair bazı kaynaklar bulunmaktadır. Ebru da aynen kağıt gibi İpek Yolu ve diğer ticaret yollarını kullanarak doğudan batıya yayılmıştır.

Tarihi tesbit edilmiş en eski ebru 1447 yılına ait olup,Topkapı Sarayı'nda bulunmaktadır. Bu eserden hem Sayın M. Ali Kağıtçı, hem de Sayın Uğur Derman bahseder.

Osmanlı döneminde bir çok ebruzen yetişmiştir. Bu dönemde ebrulu kağıtlar devlet belgeleri ve resmi yazışmalarda zemin olarak kullanılmıştır. Buradaki başlıca amaç estetik değerlerin yanı sıra tahrifat girişimini engellemeyi amaçlamaktadır ki, bugün çek, senet ve kağıt paralar üzerindeki karmaşık desenlerin mantığı buna dayanmaktadır.

Ebru tarihinde bugüne kadar tesbit edilebilen ilk ebruzen "şebek" lakabı ile bilinen Mehmed Efendi'dir. Ebru yapımı ve terkiblerini anlatan en eski belge niteliğindeki "Tertib-i Risale-i Ebri" adlı eserde adı geçer ki "Allah rahmet eylesin" duası ile anılır.

Ebru tarihinde içinde bilinen en önemli üstadlardan biri de Hatib Mehmed Efendi'dir (vefat t. 1773). Günümüzde "Hatip" adı ile anılan ebru türünü çokça kullandığından bu adla anılır olmuştur.

1846 yılında vefat ettiğini bildiğimiz Şeyh Sadık Efendi'nin, 'Ebru'yu Buhara'da öğrendiği ve iki oğlu Edhem ve Nazif Efendilere de öğrettiği bilinmektedir.

Hezarfen ünvanı ile anılan İbrahim Edhem Efendi'nin ebru alanındaki şöhreti saraya kadar ulaşmış ve eserleri devrin padişahı Abdülaziz'i de etkilemiştir.

Son Osmanlı ebru üstadlarının en önemlilerinden Necmeddin Okyay (1883-1976) üstadı Edhem Efendi gibi birçok hünerlerin (okçuluk, mürekkepçilik, ahercilik, hattatlık, mücellitlik, gül yetiştiriciliği...) ustasıydı. Hezarfen lakabı ile anılırdı. 'Çiçekli Ebru'ları ilk uygulayan kişidir. 1916'da Medreset-ül Hattatin'de başladığı ebru hocalığını Güzel Sanatlar Akademisi'nde 1948'e kadar sürdürmüştür. Ebru Sanatını oğulları Sami (1910-1933) ve Sacit (1915-1998) ile yeğeni Mustafa Düzgünman'a (1920-1990) öğretmiştir.

Günümüzde bu sanatı devam ettiren ustalar arasında Niyazi Sayın, Fuad Başar, Alparslan Babaoğlu, Timuçin Tanaslan, merhum Nusret Hepgül, Feridun Özgören ve bir çok genç sanatçı mevcuttur.

 

Bu yazı ebruzen Hikmet Barutçugil'in sitesi www.ebristan.com dan alınmıştır.

 

Yorum (2) Yorum yaz!

Ebru Sanatında Tarak Yapımı




Bu iş için bir paket
toplu iğne ve yaklaşık 1 cm genişliğinde, 
2 cm yüksekliğinde, teknenizin iki yanından 
da taşacak uzunlukta iki tahtaya gereksiniminiz var.

yapılışı:
1- 
Bir çekiç yardımı ile birinci tahtanın geniş alanına üçgenler oluşturacak şekilde toplu iğneleri çakın. Bu tarakla 'İstiridye Kabuğu' tarzında ebru yapacaksınız.
2- 
Yine çekiç yardımıyla,
 bu kez ikinci tahtanın ince kesimine sık aralıklarla toplu iğne çakın. Bu tarakla normal Taraklı Ebru yapacaksınız.
3-4
Her iki tarakta da dikkat etmeniz gerek nokta şu: Tarağınızı yaparken, mutlaka toplu iğneli kısım teknenize rahat sığacak, tahta kısmın her iki yanı da taşacak biçimde olmalıdır.

 


Yorum (yok) Yorum yaz!

Ebru ve Türkler

Ebru ve Türkler

Bu sanatı hangi ulusun bulduğu bilinmiyor.
Ebru sanatını Aşağı Türkistan'dan Osmanlı Anadolusuna getirenler Özbek soydaşlarımızdır. Üsküdar’daki Tekkeleri uzun yıllar bu sanatın üretim merkezi olmuştur. Dünya ebruyu bu tekkeden tanıyarak öğrenmiştir. Yukarıda adını andığımız birçok sanatçı da bu ocaktan yetişmiştir.
Kaynaklar eski Türkler'in dini olan Şamanizm hakkında bigi verirken kürek kemiği, tezek, aşık kemiği, nohut tanesi falı yanında su falından da sözederler. Anlatılanlar bu su falının ebru sanatının ilk uygulaması olduğu izlenimini vermektedir. Eger bu doğruysa Özbekistan merkezli Türk ülkelerinde halk bu tekniği hala uyguluyor olmaladır. Oralarda yapılacak bir saha çalışması bunu gün ışığına çıkarabilir.

Sanatımızın bilinen en eski örneği, Topkapı Sarayı'ndaki 1539 tarihli 'Guy-i Çevgan' adlı kitaptakı ebrulardır. 

Ebru adının nereden geldiği bilinmiyor.

Bu ad, Farsça ebr (bulut) sözcüğünden türemiş olabilir. Ebru kaş demektir. Ben, ‘bulut gibi’ diye çeviriyorum. Nedini, boyaları suya attığınızda, renklerin gökteki bulutlar gibi hareket ediyor olmasıdır. Bazıları ise yine Farsça ab (su) ve ru (yüz) sözcüklerini kullanıp ‘su yüzü resmi’ anlamına ulaşırlar. 

Uğur Derman’ın da kitabına aldığı Tertibi Risaleyi Ebri belgesinde, ebru sanatı için ‘ebri’, bu işi uygulayan sanatçılara da ‘ebrizen’ dendiğini yazılıdır.

Günümüzde Ebru

Hatip ve Okyay arasındaki zaman içinde ebrucular öyle çoğalmışlar ve öyle çok üretmişlerdi ki, zamanla Osmanlı Devleti, Avrupa’ya ebru ihraç eder duruma gelmiştir. O insanların torunlarıyız, biz de o çizgiyi tutturabiliriz. Yapmamız gereken, onların yolunu izleyerek, kim ebru sanatına yöneliyorsa, ayrım gözetmeden onun yardımına koşmak, bilgi aktarmak, teknik yardımda bulunmaktır.

Günümüz ebru heveslilerinin önünde iki engel var:

1- ‘icazetname’ sorunu.

İcazetname, diploma demektir. Osmanlı Devleti, sivil eğitim işini vakıf ve tekkelere bırakmıştı. Onlar da bu tür belgeleri keyfi dağıtırlardı. Çağdaş bir Cumhuriyet’te yaşıyoruz. Tekke ve zaviyeler yok. Temel hak ve özgürlüklerimiz yasal güvence altında. Kişinin kişiye mürit ve kul gibi davranmasına izin vermemeliyiz. Öte yandan, icazetname -özellikle MEB onayı olmadığı için- düzenlemek yasalar açısından suç, özgür yurttaşlar içinse, onur kırıcı bir durumdur.

2- ‘Bir usta ancak iki öğrenci yetiştirebilir’ kuralı.

Ebru tarihimizde böyle bir uygulama yok. Örneğin N. Okyay üniversitede öğrenci sınırı koymadan ders veriyordu. Öğrencilerin aldıği başarı belgesi de yasal üniversite diplomasıydı. Cumhuriyet öcesi uygulaması olan bu icazet uygulamasını sanatımıza, yasal hata yaparak, üstat Mustafa Düzgünman yeniden sokmuştur. İzinden gidenler de uygulamayı sürdürüyor. Bunu terk etmeliyiz. Çünkü, yığınlara ebru öğretmemizi engelliyor ve  birkaç elit insanın tekel oluşturmasına yol açıyor. Unutmayalım, yaygınlığını yitiren sanatlar güdük kalır ve yok olur.
Çağdaş ustalardan birkaçının adı şöyledir:

  Alpaslan Babaoğlu ,Fuad Başer,Niyazi Sayın,Nusret SHepgül,Timuçin Tanarslan,Feridun Özgören,Hikmet Barutçugil,Nedim Sönmez,Ahmet Çoktan,Köksal Çiftçi,Peyami Gürel, Beki Almaleh, Vedat Vaytaş,  Füsun Arıkan.

Alpaslan Babaoğlu ve Fuat Başer, Düzgünman’ın icazetnameli öğrencileridir. Her ikisi de gelenekçidir.

Nedim Sönmez ilk yenilikçidir. Hikmet Barutçugil ve Köksal Çiftçi de bu kategori içinde anılabilir.
1990 sorası ebrucularının bazılarının adları şöyledir:

Nimet Özata, Hatice Aksu, Güler Elhan, Saliha Elhan, Oğul Timuçin Tanarslan, Serap Çetin Sümer, Saliha Dikiciler, Sebahat Kıraç, İsmail Dündar, Ayten Ceren, Nigar Eryılmaz, Mehmet Selim Saygılı, Mehmet Murat Elhan, Kamile Akdede, Vildan Kıraç, Nilüfer Moyeri, Güler Özben, Ayten Ceren, Bahtiyar Hira.

 

alıntıdır...

 

Yorum (2) Yorum yaz!

Ebru Sanatının Üstadları

Geleneksel Türk Ebrusu Sanatı Tarihi’ni incelediğinizde, Hatip Mehmet Efendi, Necmeddin Okyay, ve Mustafa Düzgünman ’dan  oluşan, teknik geliştirmiş, bulunan tekniğe boyut kazandırmış ve bu boyutu aktarmak için kuşaklar arasında köprü olmuş üç büyük adla karşılaşırsınız. Bu, şu anlama gelir: Üç ayrı yaratıcılık, üç ayrı dönem ve üç ayrı misyon.

1- Hatip Mehmet Efendi:  

Figüratif ebru yapma tekniğini geliştirip, ilk uygulayan odur.

Yaşamı hakkında ayrıntılı bilgiye sahip değiliz. Hatip Mehmet Efendi 1700’lü yıllarda yaşamış. Doğum tarihi bilinmez. Evi Hocapaşa semtindedir. Ayasofya Camii’nin hatibidir. Ünü, din görevlisi oluşundan değil, ebrucu oluşundandır. İyi bir ustadır. Bu sanatı Şebek mahlaslı ebru ustasından öğrenmiş olabilir. Gelenekçi değil, yenilikçidir. Yaratıcı ve araştırıcılığı onu, ebru araçlarını ustasından farklı kullanmaya götürür. Boyaları fırçayla atmak yerine, iğne ucuyla su yüzüne indirir. İç içe halkalar şeklinde açılan bu boyalara aynı iğne ucuyla müdahale eder. Soyut da olsa, figür üretmeyi başarmıştır.

Böylece figüratif ebru tekniğinin mucidi olur.
Takvimler 1773’ü göstermektedir. Hocapaşa’daki evinde yangın çıktığını haber verirler. O saatlerde Ayasofya’da, görevi başındadır. Deliler gibi koşturur. Telaşı, eviyle birlikte ebrularının da yok olup gitmesi korkusundandır. Yanan ahşap evin içine dalar, kurtarmak istediği ebruları ile birlikte yanar ve ölür. Birkaç orijinal işi gelebilmiştir günümüze. Bir de geliştirdiği tekniği.

Gelmiş geçmiş en büyük ebrucu odur.

2- Necmettin Okyay:

Hatip Mehmet Efendi’nin bulduğu tekniği geliştirip, çiçek figürü yapamyı başaran sanatçıların en başarılısı Necmettin Okyay’dır.

Hatip Mehmet Efendi’den yaklaşık bir asır sonra doğmuştur. Ustalarının yaptıklarını, bir fotokopi makinası gibi taklit etmek ona göre değildir. Hatip Mehmet Efendi’de olan yaratma dürtüsü onda da vardır. Ustasının izini sürdürerek, soyut şekillerden, lale, karanfil, sümbül vb yapımına geçmeyi başarmıştır. Akkase tekniği de onundur. 

Ayrıca, ömrünün son yıllarına dek deneylerini sürdürmüş ve kitre yerine başka kıvam artırıcı maddeler araştırmıştır. Buldukları arasında saf sahlep, ezilmiş ayva çekirdeği ve çemen vardır.

1883 İstanbul doğumludur. Ebruculuk dışında mürekkepçilik, aharcılık, okçuluk, gülcülük, mücellitlik, hattatlık da yapmıştır. Bu yüzden kendisine ‘hezarfen’ denilmektedir. Önce Medresetül Hattatin’de, Cumhuriyet sonrası da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretmenlik yaparak, sayısız ebrucu yetiştirmiştir. 1976’da ölmüştür.

Hatip Mehmet Efendi ile Necmettin Okyay arasındaki diğer ebru ustalarının adları şöyledir:

Şeyh Sadık Efendi (? - 1846), Ethem Efendi(1829 - 1904), Salih Efendi (bilgi yok), Sami Efendi (1838 - 1912), Şeyh Aziz Efendi (1871 1934).

Necmettin Okyay, ebruculuğu Edhem Efendi’den öğrenmiştir.

3- Mustafa Düzgünman:

Kuşaklar arasında köprü oluşturmuş, bu sanatın yitip gitmesini önlemiştir.

1920 Üsküdar doğumlu olan Mustafa Düzgünman, ebruyu, akrabası olan Necmettin Okyay’dan öğrenmiştir. Bu sanata ilk önemli katkısı, ustasının bulduğu çiçekli ebru tarzını ıslah etmesidir. Papatya ebrusu da onundur. Çamlıca toprağı yanında bazı pigment boyaları da ilk o kullanmıştır. Bu sayede Türk Ebrusu’nun kalitesi dünya ebrusu düzeyine yükselmiştir.

Sanayi Devrimi sonrasında el emeği gözden düşünce, birçok sanat dalıyla birlikte, ebru da tarih sahnesinden silinmenin eşiğine gelmişti. Mustafa Düzgünman bu kötü gidişe tek başına direndi ve İnançla üretti. Bu sayede, Türk Ebru Sanatınının geleneksel tekniği ve bilgi birikimi, arada bir kopukluk olmadan, yeni kuşaklara aktarılmış oldu. Düzgünman’ın büyüklüğü asıl bundandır.

Necmettin Okyay ile Mustafa Düzgünman arasındaki diğer ebru ustalarının adları şöyledir:

Abdulkadir Kadri Efendi (1875 - 1942), Sami Bey (Okyay) (1910-1933), Sacit Okyay (1910-?)

 

Yorum (1) Yorum yaz!

Kitre Hazırlanışı



HAZIRLANIŞI

Ebru teknesindeki su yoğun değilse figür oluşturmada zorluk  çekersiniz. Çünkü arı su çok hareketlidir. Bunun için suyunuzun içine kitre katmanız gereklidir.

 

 

KİTRE NEDİR?
Kitre, ülkemizin güney ve güneydoğu bölgelerinde kırlarda yetişen yabani bir dikenin özsuyudur. Köylüler kırlarda geven dikeninin gövdesine bıçakla çizik atar, birkaç gün beklerler. Bitkinin özsuyu çizik bölgeden akar ve kurur. Bir ağaç kabuğuna benzer görünüm alır. Bu kabuklar tek tek toplanır. Köylüler gıda ve ilaç alanında kullanır. Biz ebru yapımında kullanıyoruz.

NASIL EDİNECEKSİNİZ?
İstanbul'daysanız, Mısır Çarşısı'na gidin, aktarlardan ebru yapımı için kitre istediğınizi söyleyin. Onlar bu işe alışmışlar. Size doğru kitreyi verirler. Her seferinde 100 gr almanızı öneririm. Sürekli yeni mahsül kullanma şansınız olur.
Eğer başka illerdeyseniz ak kitre isteyin. Esmer kitre ile de iyi sonuç alabilirsiniz ama ak kitre daha az sorunludur.

HAZIRLANIŞI:
Sabun ve deterjan bulaşığı olmayan plastik bir kovanın içine yaklaşık 1.5 lt şişe suyu koyun. (İçinde klor ve diğer katkı maddeleri bulunduğu için musluk suyunu kullanmayın.) 100 gr kitrenin yaklaşık 1/3 miktarını suyun içine atın. Her 24 saatte bir kovanıza yaklaşık 1 lt su ilave ederek kitrenizi karıştırın. Üç gün içinde kitre taneleriniz denizanası gibi şişecektir. Elinizle sıkarak parçalanmalarına yardım edin. Su koyma ve sıkma işlemini aksatmadan yaklaşın 8 gün sürdürün.
Kitrenizin su içinde tamamen çözüldüğünü göreceksiniz. İnce bir tülbentle birkaç kez sıkarak süzün. Böylece gözle görülmeyen kitre taneciklerini de parçalamış olursunuz.
Kitreniz tekneye konmaya hazırdır.

ÖNEMLİ!
1- Kitrenizi eritirken eliniz temiz olmalı. Ama elinizde sabun ve benzeri madde kalıntısı olmamasına dikkat edin.
2- Erittiğiniz kitrenin akışkanlığı bal kıvamını geçmemeli. Teknenizde su ilave ederek fazla koyuluğu ayarlayacaksınız.
3- Kitrenizin içine, ne kovadayken, ne de teknenize aldıktan sonra kesinlikle bir şey eklemeyin. Bu çok sıkıntı yaratır. Kitrenizi yalnızca su katılmış haliyle kullanın.

 


Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::