Ashâb-ı Suffa

Kıble, henüz Kâbe tarafına çevrilmeden önce idi. Mescid-i Nebevî’nin kuzey duvarında, hurma dallarıyla bir gölgelik ve sundurma yapıldı. Buna Suffa denilirdi. Burada kalan Müslümanlara da “Ashâb-ı Suffa” ismi verildi.
Mescid-i Şerifin Suffasında kalan bu Sahabîlerin, Medine’de, ne meskenleri, ne de aşiret ve akrabaları, hiç bir şeyleri yoktu. Âileden uzak, dünya meşgale ve gâilesinden âzâde ve tam mânâsı ile feragatkâr bir hayata sahib idiler. Kur’an ilmi tahsil eder, Resûl-i Ekrem Efendimizin va’z ve derslerini dinleyerek istifâde ederlerdi. Ekseriya, oruçlu bulunurlardı.
Vakitlerini Resûl-i Kibriyanın huzurunda geçiren bu mübârek zümre, Efendimizden hep feyz alırdı. Resûl-i Ekremin medresesine Allah için nefsini vakfetmiş fedakâr, ilim aşığı talebeler idiler. Peygamber Efendimiz tarafından tespit edilen muâllimler, kendilerine Kur’an öğretirlerdi. Bunlardan yetişenler, Müslüman olan kabilelere Kur’an öğretmek ve Sünnet-i Resûlullahı beyân etmek için gönderilirlerdi. Bu cihetle de kendilerine “kurra” denilirdi. Suffa ise bu itibarla “Dârü’l-Kurra” diye anılmıştır.
Sayıları 400-500 kadar olan mütevazi fakat feyizli bir hayata sahib bulunan bu güzide Sahabîler, bir irfan ordusu idiler. Bütün mesâilerini Kur’an ve Sünnet-i Resûlullahı öğrenmeye hasretmişken, gerektiğinde gâzâlara da katılırlardı.
İçlerinden evlenenler, Suffe’den ayrılırlardı. Fakat, yerlerine başkaları alınırdı.
Bu güzîde Sahabîler ne ticâretle, ne bir sanatla meşgul olmazlardı. Mâişetleri Resûl-i Kibriyâ Efendimiz ve Sahabîlerin zenginleri tarafından temin edilirdi. Bu hususu, Suffa’nın baş talebelerinden biri olan Ebû Hüreyre Hazretleri kendisinin çok hadis rivâyet etmesini garipseyenlere karşı verdiği cevapla pek güzel ifâde etmiştir:
“Benim, fazla hadîs rivâyet edişim garipsenmesin! Çünkü; Muhacir kardeşlerimiz çarşıdaki, pazardaki ticâretleriyle, Ensar kardeşlerimiz de tarlalardaki, bahçelerdeki ziraatlarıyla meşgul bulundukları sırada Ebû Hûreyre, Peygamberin (a.s.m.) mübârek nasihatlarını hıfzediyordu.”430
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Ashab-ı Suffa’nın hem tâlim ve terbiyesi, hem de mâişeti ile çok yakından ilgilenirdi. Onlarla daima oturur, sohbet eder, alakadar olurdu. Zaman zaman da onlara, “Eğer, sizin için Allah katında, neyin hazırlandığını bilseydiniz, yoksulluğunuzun ve ihtiyacınızın daha da ziyâdeleşmesini isterdiniz”431 diyerek, bu meşguliyetlerinin son derece mühim ve mübârek olduğunu ifâde buyururlardı.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, evvelâ bu mübârek cemaatın ihtiyacını gidermeye çalışırdı. İcabında, Hâne-i Saâdetlerinin ihtiyaçlarıyla ikinci derecede meşgul olurdu. Bir kere Hz. Fâtıma (r.a.), el değirmeni ile un öğütmekten yorulduğundan şikâyet ederek bir hizmetçi istediğinde Efendimiz ciğerpâresini reddetmiş ve şöyle buyurmuştu:
“Kızım! Sen ne söylüyorsun? Ben henüz Ehl-i Suffa’nın mâişetini yoluna koyamadım.”432
Bir gün, Ashab-ı Suffanın başlarına durmuş, hallerini tedkikten geçirmişti. Fukaralıklarını, çekmekte bulundukları zahmetleri görmüş, şöyle buyurarak onların kalplerini hoş etmişti:
“Ey Ashab-ı Suffa! Size müjdeler olsun ki; her kim şu sizin bulunduğunuz hal ve sıfatta ve bulunduğu durumdan razı olarak bana mülâki olursa, o benim refiklerimdendir.”433
Resûl-i Kibriyâ Efendimize herhangi bir şey getirilince, “Sadaka mı, yoksa hediye mi” diye sorardı.
Getirenler, “Sadakadır” cevabını verirlerse, onu el sürmeden Ashab-ı Suffaya ulaştırırdı. “Hediyedir” cevabını verirlerse onu kabul eder ve Ashab-ı Suffaya da ondan hisse ayırırdı. Çünkü; Kâinatın Efendisi, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) sadaka kabul etmez, sadece hediye kabul ederdi. Bir gün adamın biri, tabakla hurma getirmişti. Adama, “Sadaka mıdır? Hediye midir?” diye sordu. Adam, “Sadakadır” cevabını verince, Peygamber Efendimiz onu doğruca Suffa Ehline gönderdi. O sırada torunu Hz. Hasan, Peygamber Efendimizin önünde bulunuyordu. Tabaktan bir hurma alıp ağzına götürünce, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz derhal müdâhale etti ve onu ağzından çıkarttırdı. Sonra da, “Biz Muhammed ve ev halkı [Ehl-i Beyti] sadaka yemeyiz, bize sadaka helâl değildir!” buyurdu.434
Şu âyetin Ashab-ı suffa hakkında nâzil olduğu da rivâyet edilmiştir.435
“Sadakalar, kendilerini Allah yolunda hizmete adamış fakirler içindir ki, onlar yeryüzünde dolaşıp hayatlarını kazanmaya fırsat bulamazlar. Onların hallerini bilmeyen kimse, istemekten çekindikleri için, onları zengin sanır. Ey Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın. Yoksa onlar insanlardan ısrarla birşey istemezler. Ve siz her ne bağışta bulunursanız, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilir.”436
Tam mânasıyla Allah yoluna kendilerini vakfetmiş bulunan bu güzide Sahabîler, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin hiç bir nasihatını, hiç bir hitabesini kaçırmazlardı. Dâima orada hazır bulunur, irad edilen hitabeleri ve öğütleri hıfzedip diğer Sahabîlere de naklederlerdi. Bu bakımdan İslâmî hükümlerin muhafaza ve naklinde Ehl-i Suffa’nın pek müstesna hizmet ve gayretleri vardır. Kur’an nûrunun kısa zamanda âlemin her tarafına sürâtle yayılmasında bu ilim heyetinin büyük payı vardır. Bu bakımdan İslâm tarihinde Ehl-i Suffâ müstesnâ bir yer işgal eder.
Bir ilim müessesesi olan Suffanın, has bir talebesi Ebû Hüreyre kendileriyle ilgili bir hâdiseyi şöyle anlatır:
“Açlıktan yüzü koyun yatıyordum. Bazen de karnıma taş bağlıyordum. Bir gün halkın gelip geçtiği bir yol üzerinde oturdum. O sırada oradan Resûlullah geçiyordu. Vaziyetimi anladı ve ‘Ey Ebû Hüreyre,’ diye seslendi.
“‘Buyur, yâ Resûlâllah,’ dedim.
“‘Haydi gel,’ buyurdu.
“Beraber gittik. Eve girdi. Ben de girmek için izin istedim. Müsaade ettiler. Ben de girdim. Bir kapta süt buldu. ‘Bu süt nereden geldi?’ diye sordu.
“‘Falâncalar hediye olarak getirdiler’ diye cevap verdiler. “Sonra da, ‘Ey Ebû Hüreyre, Ehl-i Suffaya git, onları bana çağır!’ diye emretti.
“Ehl-i Suffa, İslâmın misafirleriydi. Ne âileleri, ne de mal mülkleri vardı. Resûlullah’a bir hediye geldiği zaman hem kendisine ayırır, hem de onlara gönderirdi. Kendisine, ehline verilmesi için gönderilen sadakaların tamamını onlara gönderir, katiyyen kendisine bir pay ayırmazdı.
“Resûlullahın Ehl-i Suffayı dâveti beni üzdü. Ben, bu kaptaki sütü tek başıma içer de, bununla epeyce bir müddet idare ederim, diye umuyordum. Kendi kendime, ‘Ben elçiyim. Suffa ehli gelince onlara sütü ben taksim ederim’ dedim. Bu durumda sütten bana hiçbir şey kalmayacağını biliyordum. Fakat, Allah Resûlunün emrini yerine getirmekten başka çare de yoktu.
“Gidip, onları çağırdım. Geldiler. Müsâade isteyip oturdular.
“Peygamberimiz (a.s.m.), ‘Ebû Hüreyre, kabı al ve onlara süt ikrâm et’ buyurdular.
“Süt kabını alıp, dağıtmaya başladım. Herbiri kabı alıyor, doyuncaya kadar içiyor, sonra arkadaşına veriyordu. Suffa ehlinin sonuncusu da içtikten sonra, kabı Resûlullaha verdim. Aldı. İçinde sadece azıcık süt kalmıştı. Başını kaldırarak bana bakıp gülümsedi ve ‘Ebû Hüreyre,’ dedi.
“‘Buyur, yâ Resûlallah,’ dedim.
“‘Süt içmeyen ikimiz kaldık,’ buyurdu.
“‘Evet, yâ Resûlallah’ dedim.
“‘Otur sen de iç’ buyurdular. Oturup içtim.
“‘Biraz daha iç’, dedi. İçtim. Yine içmem için ısrar etti. ‘Daha daha,’ diyordu. Nihayet, ‘Seni hak din ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, içecek yerim kalmadı’ dedim.
“‘O halde bardağı bana ver’ buyurdu. Verdim. Allah’a hamd ve senâ etti. Sonra Besmele çekerek geri kalanını da kendisi içti.”437

-----------------------------------------------------------------------

430. Tecrid Tercemesi, 7/47
431. M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili 2/941
432. Tabakât, 8/25
433. M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili 2/941
434. Müslim, 3/117
435. M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili 2/940
436. Bakara Sûresi, 273
437. Buhari, 4/89; Tirmizi, 4/648-649

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ladikli Hacı Ahmed Ağa

Konya velîlerinden Ladikli Hacı Ahmed ağa (1888-1969) Konya'ya bağlı Ladik kasabasında doğdu. Babasının adı Mehmet, annesinin adı ise Emine'dir.


Gayet cömert, vakar, temkin ve itidal ehli idi. Sükutu ihtiyar eden, ihtiyaç halinde konuşurlar.            
Ümmi olmasına rağmen, Hocası Hızır Aleyhisselam olduğu için, ondan manevi ilimler almış olup, İlm-i Hikmette yekta idi.           
Kendisini Hakk’ın rızasına, halkın hizmetine adamış, her zaman ve her yönde halkımıza önder, rehber, teselli ve ümit kaynağı idi. Kendisine bir şey sorulduğu zaman; -Durun gardaşım, şimdi cevabınızı getiririm.. der, gider Hızır Aleyhisselam’a sorar, cevabını alır getirirdi. Kimseyi kırmaz ve geri çevirmezdi.

Hacı Ahmed Ağa, 8 Haziran 1969 tarihinde Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine kavuşur. Mübarek kabri şerifleri Ladik mezarlığındadır.
   

Bir itirazın varsa dışarı vur

Ahmed Ağa'nın cigarasına takıldı bir adam bir gün.

"-Ahmed Ağa'yı bir de evliyadan diller... Evliyanın işi ne mekruhtla yaav? Fesübhanallah!..."  diye içinden geçirirken, Ahmed ağa, hiç o değilden, sanki ona değil de bir başkasına söylüyormuş gibi konuştu:

- Oğlum, dedi, gönliünde dedikodu yapıp durma! İçini gıybetle bulandırma! Eğer  bir safran, tafran bişiyin varsa dışına kus da, kurtul geç!
"-Kime söylüyor acaba bunları?" diye kıvranmaya başladı adam. Çünkü mecliste Ahmed Ağa'dan başka bir şey söyleyen, bir şey soran yoktu.
O adam, "-Kime söylüyor acaba bunları?" diye içinden iç geçirince, Ahmed Ağa:
- Sana söğleryorum oğlum, sana! Kime olacak sana! Kalbinde sakladığın teşviş, fitne olur san! Önünü keser durur! Gönlüne saab ol! Bir itirazın varsa dışına vur! Tutma içinde... İçinde tuttuğun her şey yara olur. İçinde tutulacak şey vaar, tutulmayacak şey var. Bunları ayıramazsan hayatın heder olur, der.

Nasıl bir Hızır bekliyordun?

Akşehir Kaymakamı Ahmed Ağa'ya:
- Ahmed Ağa, demiş siz hep görüşüyorsunuz, bir de bana göster Hızır Aleyhisselâmı!..
Ahmed Ağa, Kaymakamın talebine yuvarlak çerçeveli bir cevap vermiş:
- Oğlum, nasibse görürsünüz inşallah! demiş.

Ahmed Ağa'nın hayranlarından olan Kaymakam, bir Ramazan günü, iftara yakın, iftar sofrasına oturmuşlar, ailecek iftar topunu bekliyorlar... Kaymakam  sigara tiryakisiymiş. Kaymakam tiryakiliğin verdiği ruh haliyetiyle beklerken, kapısı üç kez çalınmış. Çıkmış bakmış Kaymakam, kapıda bir adam:
-Biseciii! Bise alırmısınız efendiii?
Arkasında da bir deve, geviş getiriyor geve geve.
Ne desin Kaymakam?
- Ne bisesi be adam? Biseyi ne yapayım ben?
- Peki efendi kızma! Bizden sorması, sanki ısmarlamış gibiydiniz de... Hadi iftar-ı şerifler hayrolsun! demiş, çekmiş devesinin yularını:
- Biseciii! Bise alan, katran alan...
Kaymakam kapıyı kapatıp da sofraya dönerken, mırıldanıp kendi kendine içinden: Allah Allaaah! Bu saatte bise mi satılır be adam? Mübarek iftar vakti... Fesûbhanallah! çekmiş.

Bir müddet sonra tekrar Ladik'e gittiği zaman:
- Aşk olsun Ahmed Ağa, bize Hızır Aleyhisselâmı daha göstermeyecen mi Hacı Babam? diye sitem etmeye kalkınca, Ahmed Ağa:
- Size de aşk olsun hay guzum! Kapınıza gelen Hızır'ı kovarsınız, ondan sonra da gelir bize sitem yaparsınız! demiş.
Kaymakam şaşkınlık içinde:
- Ne demek o? Ne zaman geldi Hacı Babam? diye sorunca, Ahmed Ağa:
- Ramazanın son günlerinde, siz sofrada beklerken kapınıza bir Biseci geldi mi?
- Geldi?
- Devesinin semerindeki katran küplerine dikkat ettin mi, semere bağlı mıydı, değil miydi?
- Ben bu tiryaki kafasıyla nerden dikkat edecem ona Hacı Babam?
- İçeceksen sen iç cigarayı oğlum! Cigara seni içmesin!... Hem sen nasıl bir Hızır bekliyordun? Yakası kartlı, kravatlı birini mi bekliyordun? Kolalı gömlekli, ütülü pantolonlu birini mi bekliyordun? Neyse... Gördün işte gayrı... Görmedim diyemezsin! Kaçırdın ammaa, gördün işte yine de... demiş ve teselli etmiş Kaymakamı, Ahmed Ağa, ama.... Kaymakam epey eyvah çekmiş tabiii..

Çölde Bir Mehmetçik

Ladikli Hacı Ahmed Ağa, 1389 Seferberliğinde cepheye gitti. Pınar, Losfaki, Çatalca, Vokestin, Dökme Meydan Muharebelerine katılarak kahramanca çarpıştı. Daha sonra; Makedonya'da, Yunanistan, Arnavutluk ve Bulgaristan'da çeşitli cephelere katılan Ahmed Ağa, cepheden cepheye koştu.

Hacı Ahmed Ağa anlatıyor:

"-Şimdiki yahudilerin yerleştiği Gazze şehri civarında, İngilizlerle harp ederken mensup olduğum birlik İngilizler'ce pusuya düşürülmüş, birliğin tamamı makinalı tüfeklerle taranıp bir kısmı öldürülmüş bir kısmı da yaralanmıştı. Ben de vurularak çöle düştüm. Yanımdaki arkadaşlar da peş peşe vurularak üzerime düşerek şehid oldular. Bunların arasında sıcaktan kavrulan kumların üzerinde, son derece susuzluktan yanıyor, bir taraftan da yaralarım sızlıyordu. Artık Mevla'ma yönelmiş, O'na kavuşma anımı bekliyordum. Bulunduğumuz mevki; Esas birliğimize üç günlük yol, bu arada hiçbir canlı yok. Yardım ve kurtuluş ümidi kalmamıştı. Tam bu sıralarda; Nihayetsiz kerem sahibinin Kudret ve Vefa eli bize erişti...

Tam çaresizlik içerisinde, sıcak kumlar üzerinde susuzluktan kavrulan bedenim al kanlar içinde mecalsiz, yaralarım sızlarken, Güneş’in vurduğu yerden bir beyaz atlı belirdi, bize doğru geliyordu. Düşman zannı ile korkumdan kendimi ölüler arasında, ölmüş gibi göstererek yere yatmıştım.

Atlı bize yaklaştı ve bana..:

-Esselamüaleyküm..! Ahmet ne oldu yaralandın mı? Kalk bakalım..!
Diyerek ismimi söyleyince korkum kalmadı, başımı kaldırdım baktım..
-Kalkmaya mecalim yok.. dedim.
Attan inip yanıma geldi, beni sıkıştıran şehid arkadaşlarımı üzerimden birer birer çekti. Susuzluktan yanıyordum.
-Sana su vereyim mi? Deyip, su dolu bir matara verdi.
Susuzluktan yanan bağrıma, o Vefa elinin verdiği; hayat ve aşk bahşeden şifa suyunu içtim... kana kana..!

Mubarek Zat; Ellerini sızlayan yaralar üzerinde gezdirirken, sızılarım duruyor taze hayat buluyordum. İşte o su, beni başka bir aleme götürdü.
Bana ne oldu ise; Rahman’ın Vefa elinden içtiğim o hayat ve aşk bahşeden sudan sonra oldu.!

Sonra beni kaldırıp atının terkisine aldı. En yakın, üç günlük yoldaki genel karargaha götürdü. Bu yolu nasıl, ne zaman geldiğimizi bilemedim. Karargahın yakınına atının terkisinden beni indirdi. Bir değneğe kırmızı bir bez bağlayıp askerlere salladı. Ayrılacağımız zaman beni getiren  bu Zat’a..:

-Efendim sizi bir daha görecek miyim? dedim.

Mubarek Zat bana..:
-Ahmet Ağa; Eğer sen Hak rızası için yaşarsan her zaman seninle beraberiz. Yok öyle yaşamazsan, bu son görüşmemiz... dedi ve ilave etti..:
-Askerler gelip seni alınca sana inanmazlar. Onlara beni nöbetçi subaya götürün, dersin.
Hadiseyi nöbetçi subayına anlat, benim de selamımı söyle..! dedi ve kayboldu.

Askerler bir sedyeyle gelip beni aldılar. Beni götürürlerken parola soruyorlardı; fakat ben cevap veremiyordum. Birliğimi söyledim bana inanmadılar..:

-O birlik vurulup yok edilmiş. Hem sen kurtulduysan, senin söylediğin birlik buraya 3 günlük yol. Nasıl geldin? Sen yalan söylüyorsun! dediler.
Ben de :
-Siz beni nöbetçi subayına götürün.. dedim. Askerler beni nöbetçi subayına götürdüler.

Nöbetçi subayı, ehli hal, aşık bir kimseymiş. Ben nöbetçi subayına; Birliğimizin başına gelenleri, yaralanıp düştüğümü, beni kurtaran Adam’ın gelişini ve durumunu anlatırken subay heyecanlanıyordu, kendisine...:

-Beni kurtaran kimsenin size selamı var..! deyince..
Subay hemen altındaki sandalyeyi bana verdi, bana hürmet etmeye başladı ve ..:
-Nasıl oldu, bir daha anlat..!

Diyerek üç kere tekrar ettirdi. Her tekrar edişinde heyecanı daha da artıyordu. Hemen beni tedaviye alıp yaralarımı sardılar. Yaramı saran doktor işin farkına varmış, bana inanmayanlara:

-Sizin burnunuz koku almıyor mu? Şimdiye kadar hiçbir askerde böyle bir koku duydunuz mu? Şu hastanın kokusuna bakın, mis gibi kokuyor... dedi.

Ben hastanede bulunduğum müddet içerisinde, Hocam bir iki defa ve bana :
-Ahmed, terhis olup memleketine gittiğinde, ben yine gelip seni bulacağım, merak etme!.. dedi, gitti.

Elhamdulillah iyileşip taburcu oldum. Çok sürmedi bizi terhis ettiller, artık memleketim olan Ladik’e gelmiştim.

İşte Hocamın bana çölde yaralı iken gelip kurtardığı sırada verip içirdiği, bana hayat bahşeden o sudan sonra bende bir aşk başladı. Aşk ateşi beni günden güne benim sinemi yakmaya ve beni dağlara, ıssız yerlere sürüklemeye başladı. Evde duramaz oldum, derdimi de kimseye anlatamıyordum.
Yine bir gün sıkıntımdan, üzüntü ve kederimden ne yaptığımı, ne yapacağımı bilmez bir halde iken, Aşk’ın galebesi ile dağlara çıkıp gittim.

Bir kış günü idi, her taraf kar kaplı. Bir de baktım ki, onbir tane kurt arkama düştüler. Durumlarından aç oldukları belli idi. Korkup olduğum yerde durdum, onlar da durdular.
-Yaa Rab..! Sen muhafaza eyle.! Diyerek , Rabbıma niyaz ettim.

Hayvanlar ağızlarını kaldırarak hep birden öyle bir uludular ki; Vücudumun bütün kılları , adeta elbisemden dışarı çıkmıştı. Tam o sırada, semadan kurtların üzerine beyaz, koyun kuyruğu şeklinde birşey indi. Hemen kapışıp yediler ve birazını bırakıp gittiler.
Onlar gittikten sonra, o şeyin düştüğü yere varıp;
Acaba bir parça kalmış mı? Diye bakarken ufacık bir parça buldum. Hakikaten kuyruk şeklinde beyaz ve yumuşak bir şeydi. Bu parçayı aldım yedim. Günlerce açlık hissetmedim..!


İşte böyle günler aylar geçiyor. Hep gözlerim yolları gözlüyor. O’nu bekliyorum ;çünkü;
-Geleceğim... demişti.
Gönlümdeki yangın ateşi arttıkça, lisanım gönlümdeki feryadı dışarıya döküyordu...

Tam oniki sene geçmişti aradan. Nihayet bir gün Elhamdülillah, Hocam teşrif edip göründüler, artık dünyalar benim oldu.

İşte o günden sonra, hemen hemen hergün uğrar, lüzum eden ders ve malümatı verirdi. Zaman geldi artık beni alır, kendisi ile beraber manevi toplantılara götürürdü. Kendisi gelmediği zaman, manevi telefonla haberleşir, emredilen yere saatinden önce varırdım. Daima böyle saatinden önce vardığım için de, üstadım beni çok sever memnun olurdu.

 

 

Kaynak:
1) Ladikli Ahmed Ağa, Mustafa Özdamar, Kırkkandil Yayınları, 2004
2) Üveysi Hacı Ahmed  Ağa,  Osman Karabulut, Şems Yayınları

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri

Bağdat’ın genç hatibi

Cüneyd 7-8 yaşlarındadır. Bir gün babasını ağlarken görür.

-Neler oluyor baba?

-Dayına (Sırriyi Sekati Hazretlerine) zekât için bir kaç gümüş yolladım, almadı. Yoksa ben ömrümü Allah adamlarının beğenmediği şeyleri kazanmak için mi geçiriyorum?

-Müsaade edersen bir de ben deneyeyim.

-Alacağını zannetmem ama sen bilirsin.

Nurlu çocuk dayısına gider ve gümüşleri uzatır. Büyük veli hem gülümser, hem elini çeker. “Hayır Cüneyd” der, “alamam”.

-Adl edip babama emreden ve ihsan edip seni serbest bırakan Allah (Celle Celalüh) için al!

Sırriyi Sekati tutulur kalır. Şiir gibi bir cümle, içinde bin mânâ. Büyük veli kucağını açar, “Hem gümüşleri kabul ettim” der, “hem de seni!”

Edipler parmak ısırır

Sırriyi Sekati Hazretleri bu cevheri çok sever. Çünkü o, en girift meseleleri bile berrak bir şekilde ifade eder. Onu yanından ayırmaz olur hatta birlikte hacca giderler. Bir ara Hicaz âlimlerinin oturduğu bir meclise katılırlar. Mevzu şükürdür. 400 âlim şükrü en veciz şekilde tarife çalışır. Tam dağılacaklardır ki içlerinden biri “Durun hele” der “küçükbeye sormadık” CüneydŞükr Allah-ü teâlâ’nın ihsan ettiği nimetlerle ona isyan etmemektir” der ki o ana kadar yapılan tariflerin en mânâlısıdır.

Cüneyd ibadetten tarifsiz bir lezzet alır ve geceleri asla uyumaz. Bir yandan Sırriyi Sekati’nin sohbetleriyle hâllere ve sırlara kavuşurken, diğer yandan İmam-ı Şafii’nin talebelerinden fıkh ve hadis öğrenir. Ancak muhteşem ilmine rağmen kürsüye çıkmaz. Ta ki rüyasında Resulullah Efendimizi (Sallallahü aleyhi ve sellem) görünceye kadar. Server-i Kainat, ona “Ey Cüneyd insanlara nasihat et” buyururlar, “Zira sözlerin ferahlık vericidir. Allah-ü teâlâ seni insanların kurtuluşuna vesile kıldı.”

İşte o günden sonra vaaza başlar ve Bağdatlı Cüneyd, Cüneyd-i Bağdadi olur.

***

Berberin ihlâsı

Birisi ona gelir sorar: “İhlâsı kimden öğrendiniz?”

-Mekke-i Mükerreme’de harçlıksız kalmıştım. Basra’dan para bekliyordum ama gelmemişti. Saçım sakalım çok uzamıştı. Bir berbere girdim “Peşin peşin söyliyeyim param yok” dedim, “Allah rızası için saçlarımı düzeltebilir misin?” Berber o anda mevki sahibi birini traş etmekteydi. Onu bırakıp bana başladı. Adam itiraz etti. Berber “Kusura bakmayınız efendim” dedi, “sizi ücreti mukabilinde traş ediyorum. Ama bu genç Allah rızası için istedi” Berber dahasını da yaptı, bana harçlık verdi. Aradan birkaç gün geçti, beklediğim para geldi. Ona bir kese altın götürdüm. “Asla alamam” dedi, “İnan Allah’ın rızası, daha değerli”

***

Meclisine gelenlerden biri mübareği denemek ister. Aklınca zor bir soru hazırlar ve sorar. Mübarek “sözle mi cevap verelim” der, “yoksa halle mi?”

-İkisi de olsun.

-Eğer kendi kendini deneseydin, bizi denemeye lüzum görmezdin. Kalbindeki değişimi de mi farketmedin?

-Peki hâl ile cevabınız nasıl olacak?

-Yüzüne bak anlarsın.

Adam aynayı eline aldığında kendini tanıyamaz, çünkü yüzü simsiyahtır. Üstelik bu yola olan muhabbetinden eser kalmamıştır ki bu tard oldu demektir. Büyükleri incitmek böylesine korkunç bir cürettir işte.

***

Aradığına bağlı

Adamın biri Cüneyd-i Bağdadi’ye gelip “Nerede o eski kardeşlikler” der, “Hani, Allah için sevenler?”

-Eğer sıkıntılarına katlanacak birini arıyorsan bulamazsın ama sıkıntılarına katlanacağın dostlar arıyorsan çoktur.

Cüneyd-i Bağdadi’nin talebelerinden biri şeytanın vesveselerine kapılıp kemâle geldiğini zanneder. Birbirinden cazip rüyalar görmeye başlar ve bunları arkadaşlarına da nakleder. Cüneydi Bağdadi Hazretleri onun durumuna çok üzülür. Talebesinin ayağına kadar gider ve “Eğer rüyanda seni cennete götürürlerse üç defa ‘La havle...’ oku” diye tenbih eder. Hakikaten o gece rüyasında onu alıp cennete götürürler. Aklına hocasının sözü gelir. “La havle...” okuduğu anda kendini çöplükler, pislikler içinde bulur. İçine düştüğü durumu anlar ve tevbe eder. Mübârek, “Herkese bir mürşid-i Kâmil lâzımdır” der “aksi halde mel’ûn şeytan musallat olur ve oyuncak eder.”

Talebelerinden biri sorar: “Hiç ibadet ve tâat yapmadan Allah’ın (Celle Celalüh) lütfuna kavuşmak mümkün müdür?

-Zaten gelen bütün nimetler Allah’ın lütfudur. Bizim gibi acizlerin ibadetlerinden ne olsun.

***

Son nefes, zor nefes

Mübarek vefat edeceği gün çok korkulu ve üzgündürler. Yüzleri kül gibi olmuş rengi uçmuştur. Talebeleri bu halden çok ürkerler. Hatta içlerinden biri “Aman efendim” der, “biz sizin şefaatiniz ile kurtulmayı ümid ediyoruz. Eğer siz bu kadar sıkıntı çekerseniz bizim halimiz nice olur?

-Ey dostlarım yetmiş yıllık ibadetimi kıldan ince bir ipe astılar. Kâh o yana, kâh bu yana sallanıyor ve ben bu esintinin kabul yeli mi, red rüzgârı mı olduğunu bilemiyorum.

Naaşını yıkayan talebesi su ulaştırmak için mübarek gözlerini aralamaya çalışır. Melekler dile gelir, “Kendini yorma” derler, “Cüneydin gözü Allah’ın zikri ile kapanmıştır ve onun didarını görmeden açılmaz.”

Talebelerinden biri onu rüyasında görür. Merakla sorar:

-Efendim, Allah-ü teâlâ size nasıl muamele etti?

-İlim ve marifet dolu sözlerimin hiçbir faydası olmadı. Sadece gece kıldığım namazlar imdadıma yetişti.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ashab-ı Kiram Kimdir?

 

"Ashabım yıldızlar gibidir;hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz" Hz. Muhammed (s.a.v)

 

 

 

Peygamber efendimizi hayatta iken ve peygamber olarak bir ân gören, eğer âmâ ise bir ân konuşan mü'mine Sahâbî denir. Birkaç tânesine "Ashâb veya "Sahâbe" denir. Hürmet olarak "Ashâb-ı kirâm" denir. Peygamberimizi, kâfir iken görüp de, Resûlullahın vefâtından sonra îmâna gelen veya Müslüman iken, sonra mürted olan ya'nî Müslümanlıktan çıkan sahâbî olamaz.

Zaten Peygamber efendimiz, Ashâbından hiçbirinin sonradan kâfir olmıyacağını, ya'nî Müslümanlıktan çıkmıyacağını, hepsinin Cennete gideceklerini haber verdi.

Ehl-i sünnet âlimleri, Eshâb-ı kirâmı üçe ayırmıştır:

1. Muhâcirler : Mekke şehri alınmadan önce, Mekke'den veya başka yerlerden, vatanlarını, yakınlarını terk ederek, Medîne şehrine hicret edenlerdir.

2. Ensâr: Peygamber efendimize ve Muhâcirlere her türlü yardımda ve fedâkârlıkta bulunacaklarına söz veren Medîne şehrinde veya bu şehre yakın yerlerde bulunan Müslümanlardır.

3. Diğer Eshâb-ı kirâm : Mekke şehri alındığı zaman ve daha sonra Mekke'de veya başka yerlerde îmâna gelenlerdir.

Eshâb-ı kirâmın en üstünleri, Resûlullahın dört halîfesidir. Bunlardan sonra en üstünleri Cennet ile müjdelenmiş olan Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Talhâ, Zübeyr bin Avvâm, Abdurrahmân bin Avf, Sa'd bin Ebî Vakkâs, Saîd bin Zeyd, Ebû Ubeyde bin Cerrâh, ve Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'dir.

Eshâb-ı kirâmın adedi : Mekke'nin fethinde on bin, Tebük Gazâsında yetmiş bin, Vedâ Haccında doksan bin ve Resûlullah efendimiz vefât ettiği zaman yeryüzünde yüz yirmi dört binden fazla sahâbî vardı. Bu konuda başka rivâyetler de vardır.

Allahü teâlâ, Eshâb-ı kirâmdan râzı olduğunu, onları sevdiğini Kur'ân-ı kerîmde bildiriyor. ve meâlen:

- Allah onlardan râzı, onlar da Allahtan râzıdır, ve:

- Hepsine hüsnâyı, Cenneti va'dettik , buyuruluyor. Allahü teâlânın sıfatları ebedîdir, sonsuzdur. Bu bakımdan Eshâb-ı kirâmdan râzı olması da sonsuzdur.Bunun için bu mübârek insanlardan bahsederken sıradan bir insandan bahseder gibi konuşmamalıdır. Her zaman edebli, terbiyeli olmalıdır.

Peygamber efendimizi sevenin, O'nun Ehl-i beytini ve Eshâbını, ya'nî arkadaşlarını da sevmesi lâzımdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

- Sırât köprüsünden ayakları kaymadan geçenler, Ehl-i beytimi ve Eshâbımı çok sevenlerdir.

- Eshâbıma dil uzatmakta, Allahü teâlâdan korkunuz! Benden sonra onları kötü niyetlerinize hedef tutmayınız! Nefsinize uyup, kin bağlamayınız! Onları sevenler, beni sevdikleri için severler. Onları sevmiyenler, beni sevmedikleri için sevmezler. Onlara el ile, dil ile eziyet edenler, onları gücendirenler, Allahü teâlâya eziyet etmiş olurlar ki, bunun da muâhezesi, ibret cezâsı gecikmez, verilir.

- Allahü teâlânın, meleklerin ve bütün insanların la'neti, Eshâbıma kötü söz söyliyenin, üzerine olsun! Kıyâmette Allahü teâlâ, böyle kimselerin farzlarını da, nâfile ibâdetlerini de kabûl etmez!

- Kıyâmette, insanların hepsinin kurtulma ümidi vardır. Eshâbıma söğenler bunlardan müstesnâdır. Onlara Kıyâmet halkı da la'net eder.

Eshâb-ı kirâm, seçilmiş insanlardı. Üstünlükleri diğer ümmetlerden çok fazlaydı. Meselâ, Hz. Ebû Bekir, Peygamberlerden sonra insanların en üstünü idi. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

- Allahü teâlâ, beni bütün insanlar arasından ayırıp seçti. Bana eshâb ve akrabâ olarak en iyi insanları seçti. Bunlardan sonra, birçok kimse gelir ki, eshâbıma ve akrabâma dil uzatırlar. Onlara yakışmıyan iftirâlar söyliyerek, kötülemeye uğraşırlar. Böyle kimselerle oturmayınız! Birlikte yiyip içmeyiniz! Bunlardan kız alıp vermeyiniz.

Eshâb-ı kirâmın herbirinin ismini hürmetle, saygı ile söylemelidir. Birinin adı söylenince “radıyallahü anh= Allah ondan râzı olsun” denir. İkisi için “radıyallahü anhümâ= Allahü teâlâ o ikisinden râzı olsun” Birkaçı veya hepsi söylenince “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn” veya kısaca “radıyallahü anhüm= Allah onların hepsinden râzı olsun” denir.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ashab-ı Bedir

ASHABI BEDİR'İN FAZİLETİ

1- Bedir Savaşı'na katılanların cennetlik olduklarını bizzat Resulü Ekrem Efendimiz müjdelemişlerdir.

2- Savaşın seyri sırasında kendilerine Allah tarafından gönderilen meleklerin de katıldığı Kur'ân'da bildirilmiş olup bu onlar için ayrıca bir fazilet sebebidir.

3- Ehli kemâl bazı zevatın beyanına nazaran Evliyâullah'dan pek çoğu velilik makamına Bedir ehlinin mübarek isimlerini okumaya devam etmekle nail olmuşlardır.

4- Birçok hastalığa tutulan kimsenin Bedir ehlinin mübarek ismini zikr ederek bu vesile ile şifa taleb edip lütfü ilâhiye mazhar olarak hastalık­larından kurtuldukları rivayet edilmektedir.

5- Ehli irfan bir zat: "Hasta bir kimsenin başı­na elimi koyup halis bir niyyetle Bedir ashabının adını okuduğumda mutlak şifa hâsıl olmuştur. Hatta hastanın eceli dahi gelmişse en azından rahatsızlığı hafiflemiştir." demektedir.

6- Bazıları da: "Duadan önce Bedir ashabının isimlerinin okunmasının duânin sür'atle kabulüne vesile olduğunu" söylemişlerdir.

Cafer b. Abdullah şöyle diyor:

"Babam bana Peygamber (S.A.V.)'in bütün ashabını sevmemi vasiyet eder ve şunu ilave ederdi.

"Ey canım yavrum, Bedir ashabının adı zikr edilince duâ kabul olunur, bu mübarek isimleri zikreden kulu, ilâhi rahmet; bereket gufran ve rızâ-ı İlâhî kuşatır. Bu isimleri okuyarak hacetde bulunanın dileği mutlaka yerine getirilir..."

7- "Ehli Bedrin üzerinde bulundurmak, oku­mak, hıfzetmek, düşman üzerine nusret, düşman­ların şerrinden vikayet ve yangın ve hırsız ve boğul­maktan sıyânet ve veba ve tâûn ve cünûn ve emrazı sâireden himayet ve zevali fark ve husûlu gına ve vefâi duyûn ve güfrânü zünûb ve keşfi kürûb ve ten­viri kulûb velhâsıl cemîi matâlibi dünyeviyyeye ve mekâsıdı uhreviyyeye vusul ve celbi menfaii âlakiyye ve enfüsiyye ve ins ve cinnin mazarat-larını def etmek ve merâtibi dünyeviyyeye nail olmak için iksiri mücerreb olduğuna Meşihât-ı İslâmiyye tarafından mücahidini Islamiyyeye hediye olunmuştur."

Şu kadar var ki: Bu mübarek isimlerin okunuşu sırasında herbirinin adı söylenince, Radıyallahü anh (Allah ondan razı olsun) demek lazımdır. Şüphe yok ki Peygamberimizin adı söylenince Sallallahü Aleyhi ve Sellem denecektir. Zira bu edebe riayet etmek, maksadın daha kısa zamanda elde edilmesinde vesiledir.

Cenab-ı Hakk (c.c.) bizleri onların şefaatine nail eylesin. Amin



(Rıdvanullahi aleyhim ecmeıyn)

ESMA-İ ASHAB-I BEDİR

 

01. Seyyidüna ve nebiyyüna Muhammed el-Muhaciri (Sallallahu teala aleyhi ve sellem)
02. Seyyidüna Ebû Bekir Sıddıyk el-Muhaciri (R.A.)
03. Seyyidüna Ömer ibnü'l-Hattab el-Muhaciri (R.A.)
04. Seyyidüna Osman ibn-i Affan el-Muhaciri (R.A.)
05. Seyyidüna Aliyy ibn-i Ebi Talib el-Muhaciri (R.A.)
06. Seyyidüna Talha bin Ubeydullah el-Muhaciri (R.A.)
07. Seyyidüna Zübeyr ibn-i Avvam el-Muhaciri (R.A.)
08. Seyyidüna Abdurrahman bin Avf el-Muhaciri (R.A.)
09. Seyyidüna Sa'd bin Ebi Vakkas el-Muhaciri (R.A.)
10. Seyyidüna Said ibn-i Zeyd el-Muhaciri (R.A.)
11. Seyyidüna Ebu Ubeyde bin Cerrah el-Muhaciri (R.A.)
12. Seyyidüna Übeyy ibn-i Ka'b el-Hazreci (R.A.)
13. Seyyidüna el-Ahnes ibn-i Habib el-Muhaciri (R.A.)
14. Seyyidüna el-Erkam ibn-i Erkam el-Muhaciri (R.A.)
15. Seyyidüna Es'ad ibn-i Yezîd el-Hazreci (R.A.)
16. Seyyidüna Enes Mevla Rasülillah Muhaciri (R.A.)
17. Seyyidüna Enes ibn-i Muaz el-Hazreci (R.A.)
18. Seyyidüna Enes ibn-i Katadet'el-Evsi (R.A.)
19. Seyyidüna Evs ibn-i Sabit el-Hazreci (R.A.)
20. Seyyidüna Evs ibn-i Havli el-Hazreci (R.A.)
21. Seyyidüna İyas ibn-i Evs el-Evsi (R.A.)
22. Seyyidüna İyas ibn'il-Bükeyr el-Muhaciri (R.A.)
23. Seyyidüna Büceyr ibn-i Ebi Büceyr el-Hazreci (R.A.)
24. Seyyidüna Bahhas ibn-i Sa'lebe el-Hazreci (R.A.)
25. Seyyidüna el-Bera bin Ma'rur el-Hazreci (R.A.)
26. Seyyidüna Besbese bin Amr el-Hazreci (R.A.)
27. Seyyidüna Bişr ibn'il-Bera el-Hazrecî (R.A,)
28. Seyyidüna Beşir ibn-i Said el-Hazrecî (R.A.)
29. Seyyidüna Bilal ibn-i Rebah el-Muhaciri (R.A.)
30. Seyyidüna Temim Mevla Hıraş el-Hazreci (R.A.)
31. Seyyidüna Temim Mevla Beni Ganem bin es-Silm el-Evsî (R.A.)
32. Seyyidüna Temim ibn-i Yuar el-Hazrecî (R.A.)
33. Seyyidüna Sabit ibn-i Akram el-Evsi (R.A.)
34. Seyyidüna Sabit ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
35. Seyyidüna Sabit ibn-i Halid el-Hazrecî (R.A.)
36. Seyyidüna Sabit ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
37. Seyyidüna Sabit ibn-i Hezzal el-Hazrecî (R.A.)
38. Seyyidüna Sa'lebe bin Hatim el-Evsî (R.A.)
39. Seyyidüna Sa'lebe bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
40. Seyyidüna Sa'lebe bin Aneme el-Hazreci (R.A.)
41. Seyyidüna Sıkf ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
42. Seyyidüna Cabir ibn-i Abdullah bin Riyab el-Hazrecî (R.A.)
43. Seyyidüna Cabir ibn-i Abdullah bin Amr el-Hazreci (R.A.)
44. Seyyidüna Cebbar ibn-i Sahr el-Hazrecî (R.A.)
45. Seyyidüna Cübr ibn-i Atik el-Evsi (R.A.)
46. Seyyidüna Cübeyr ibn-i İyas el-Evsi (R.A.)
47. Seyyidüna Hamza bin Abd'il-Muttalib el-Muhaciri (R.A.)
48. Seyyidüna el-Haris ibn-i Enes el-Evsi (R.A.)
49. Seyyidüna el-Haris ibn-i Evs bin Rafi' el-Evsi (R.A.)
50. Seyyidüna el-Haris ibn-i Evs bin Muaz el-Evsî (R.A.)
51. Seyyidüna el-Haris ibn-i Hatib el-Evsî (R.A.)
52. Seyyidüna el-Haris ibn-i Ebî Hazme el-Evsi (R.A.)
53. Seyyidüna el-Haris ibn-i Hazme el-Hazreci (R.A.)
54. Seyyidüna el-Haris ibn-i Simme el-Hazrecî (R.A.)
55. Seyyidüna el-Haris ibn-i Arfece el-Evsi (R.A.)
56. Seyyidüna el-Haris ibn-i Kays el-Evsî (R.A.)
57. Seyyidüna el-Haris ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
58. Seyyidüna el-Haris ibn'un-Nu'man ibn-i Ümeyye el-Evsi (R.A.)
59. Seyyidüna Harise bin Süraka el-Hazrecî (ŞEHİD) (R.A.)
60. Seyyidüna Harise bin Nu'man el-Hazreci (R.A.)
61. Seyyidüna Hatıb ibn-i Ebi Beltea el-Muhaciri (R.A.)
62. Seyyidüna Hatıb ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
63. Seyyidüna el-Hubab ibn-i Münzir el-Hazrecî (R.A.)
64. Seyyidüna Habîb ibn-i Esved el-Hazrecî (R.A.)
65. Seyyidüna Haram ibn-i Milhan el-Hazreci (R.A.)
66. Seyyidüna Hureys ibn-i Zeyd el-Hazreci (R.A.)
67. Seyyidüna el-Husayn ibn-i Haris el-Muhaciri (R.A)
68. Seyyidüna Hamza bin el-Mumeyyir el-Hazreci (R.A.)
69. Seyyidüna Harice bin Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
70. Seyyidüna Halid ibn-i el-Bükeyr el-Hazrecî (R.A.)
71. Seyyidüna Halid ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
72. Seyyidüna Habbab ibn'ül-Eret el-Muhaciri (R.A.)
73. Seyyidüna Habbab Mevla Utbe el-Muhaciri (R.A.)
74. Seyyidüna Hubeyb ibn-i İsaf el-Hazreci (R.A.)
75. Seyyidüna Hıdaş ibn-i Katade el-Evsi (R.A.)
76. Seyyidüna Hıraş ibn'is-Sımme el-Hazrecî (R.A.)
77. Seyyidüna Hureym ibn-i Fatik el-Muhacirî (R.A.)
78. Seyyidüna Hallad ibn-i Rafi' el-Hazreci (R.A.)
79. Seyyidüna Hallad ibn-i Süveyd el-Hazrecî (R.A.)
80. Seyyidüna Hallad ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
81. Seyyidüna Hallad ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
82. Seyyidüna Huleyd ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.»
83. Seyyidüna Halife bin Adiyy el-Hazrecî (R.A.)
84. Seyyidüna Huneys ibn-i Hazafe el-Muhaciri (R.A.)
85. Seyyidüna Havvat ibn-i cübeyr el-Evsî (R.A.)
86. Seyyidüna Havli bin Ebî Havli el-Muhaciri (R.A.)
87. Seyyidüna Zekvan ibn-i Ubeyd el-Hazrecî (R.A.)
88. Seyyidüna Zü'ş-Şimaleyn ibn-i Abd Amr el-Muhaciri (ŞEHİD) (R.A.)
89. Seyyidüna Raşid ibn-i Mualla el-Hazrecî (R.A.)
90. Seyyidüna Rafi bin Haris el-Hazreci (R.A.)
91. Seyyidüna Rafi' bin ğunecde el-Evsî (R.A.)
92. Seyyidüna Rafi' bin Malik el-Hazrecî (R.A.)
93. Seyyidüna Rafi'ibn'ül-Muall el-Hazrecî (ŞEHİD) (R.A.)
94. Seyyidüna Rafi' bin Yezîd el-Evsi (R.A.)
95. Seyyidüna Rib'ıy bin Rafi' el-Evsî (R.A.)
96. Seyyidüna er-Rebi'ibn-ü İyas el-Hazrecî (R.A.)
97. Seyyidüna Rabia bin Eksem el-Muhaciri (R.A.)
98. Seyyidüna Ruhayle bin Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
99. Seyyidüna Rifaa bin Haris el-Hazreci (R.A.)
100.Seyyidüna Rifaa bin Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
101.Seyyidüna Rifaa bin Abd'il Münzir el-Evsî (R.A.)
102.Seyyidüna Rifaa bin Amr el-Hazreci (R.A.)
103.Seyyidüna Zübeyr ibn-i Avvam (R.A.)
104.Seyyidüna Ziyad ibn'is-Seken el-Evsî (R.A.)
105.Seyyidüna Ziyad ibn-i Lebid el-Hazrecî (R.A.)
106.Seyyidüna Ziyad ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
107.Seyyidüna Zeyd ibn-i Eslem el-Evsi (R.A.)
108.Seyyidüna Zeyd ibn-i Harise el-Muhaciri (R.A.)
109.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Hattab el-Muhaciri (R.A.)
110.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Müzeyyen el-Hazrecî(R.A.)
111.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Mualla el-Hazrecî (R.A.)
112.Seyyidüna Zeyd ibn-i Vedia el-Hazreci (R.A.)
113.Seyyidüna Salim Mevla Ebî Huzeyfe el-Muhaciri (R.A.)
114.Seyyidüna Salim ibn-i Umeyr el-Evsî (R.A.)
115.Seyyidüna es-Saib ibn-i Osman el-Muhaciri (R.A)
116.Seyyidüna Sebre bin Fatik el-Muhaciri (R.A.)
117.Seyyidüna Süraka bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
118.Seyyidüna Süraka bin Ka'b el-Hazreci (R.A.)
119.Seyyidüna Sa'd Mevla Hatıb el-Muhaciri (R.A.)
120.Seyyidüna Sa'd ibn'i Havle el-Muhaciri (R.A.)
121.Seyyidüna Sa'd ibn'i Hayseme el-Evsî (ŞEHİD)(R.A.)
122.Seyyidüna Sa'd ibn'ür-Rebi el-Hazrecî (R.A.)
123.Seyyidüna Sa'd ibn-i Zeyd el-Evsi (R.A.)
124.Seyyidüna Sa'd ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
125.Seyyidüna Sa'd ibn-i Sehi el-Hazreci (R.A.)
126.Seyyidüna Sa'd ibn-i Ubade el-Hazrecî (R.A.)
127.Seyyidüna Sa'd ibn-u Ubeyd el-Evsi (R.A.)
128.Seyyidüna Sa'd ibn-i Osman el-Hazrecî (R.A.)
129.Seyyidüna Sa'd ibn-i Muaz el-Evsi (R.A.)
130.Seyyidüna Süflan ibn-i Bişr el-Hazrecî (R.A.)
131.Seyyidüna Seleme bin Eslem el-Evsî (R.A.)
132.Seyyidüna Süleym ibn-ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
133.Seyyidüna Seleme bin Selame el-Evsi (R.A.)
134.Seyyidüna Selît'ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
135.Seyyidüna Süleym ibn-ül Haris el-Hazrecî (R.A.)
136.Seyyidüna SUleym ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
137.Seyyidüna Süleym ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
138.Seyyidüna Süleym ibn-i Milhan el-Hazrecî (R.A.)
139.Seyyidüna Simak ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
140.Seyyidüna Sinan ibn-i Ebî Sinan el-Muhaciri (R.A.)
141.Seyyidüna Sinan ibn-i Sayfi el-Muhaciri (R.A.)
142.Seyyidüna Sehl ibn-i Huneyf el-Evsî (R.A.)
143.Seyyidüna Sehl ibn-i Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
144.Seyyidüna Sehl ibn-i Atik el-Hazreci (R.A.)
145.Seyyidüna Sehl ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
146.Seyyidüna Sehl ibn-i Vehb el-Muhaciri (R.A.)
147.Seyyidüna Sehl ibn-i Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
148.Seyyidüna Sevad ibn-i Zerin el-Hazrecî (R.A.)
149.Seyyiduna Sevad ibn-i Ğaziyye el-Hazrecî (R.A.)
150.Seyyidüna Süveybıt ibn-i Harmele el-Muhaciri (R.A.)
151.Seyyidüna Şüca' ibn-i Ebi Vehb el-Muhaciri (R.A.)
152.Seyyidüna Şerik ibn-i Enes el-Evsî (R.A.)
153.Seyyidüna Şemmas ibn-i Osman el-Muhaciri (R.A.)
154.Seyyiduna Sabiyh Mevla Eb'l-As el-Muhaciri (R.A.)
155.Seyyidüna Safvan ibn-i Vehb el-Muhaciri (ŞEHİD)(R.A.)
156.Seyyidüna Şuheyb ibn-i Sinan el-Muhaciri (R.A.)
157.Seyyidüna Sayfi bin Sevad el-Hazreci (R.A.)
158.Seyyidüna ed-Dahhak ibn-i Harise el-Hazreci (R.A.)
159.Seyyidüna ed-Dahhak ibn-i Abd-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
160.Seyyidüna Damre bin Amr el-Hazreci (R.A.)
161.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Haris el-Muhaciri (R.A.)
162.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
163.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Nu'man el-Hazrecî (R.A.)
164.Seyyidüna Tuleyb ibn-u Umeyr el-Muhaciri (R.A.)
165.Seyyidüna Asım ibn-i Sabir el-Evsî (R.A.)
166.Seyyidüna Asım ibn-i Adiyy el-Evsî (R.A.)
167.Seyyidüna Asım ibn-i Ukeyr el-Hazrecî (R.A.)
168.Seyyidüna Asım ibn-i Kays el-Evsi (R.A.)
169.Seyyiduna Akıl ibn'ül-Bükeyr el-Muhaciri (R.A.)(ŞEHİD)
170.Seyyidüna Amir ibn-i Ümeyye el-Hazreci (R.A.)
171.Seyyidüna Amir ibn-i Bükeyr el-Muhaciri (R.A.)
172.Seyyiduna Amir ibn-i Rebia el-Muhacirî (R.A.)
173.Seyyidüna Amir ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
174.Seyyidüna Amir ibn-i Seleme el-Hazrecî (R.A.)
175.Seyyidüna Amir ibn-i Füheyre el-Muhaciri (R.A.)
176.Seyyidüna Amir ibn-i Muhalled el-Hazrecî (R.A.)
177.Seyyidüna Amir ibn-i Yezîd el-Evsî (R.A.)
178.Seyyidüna Ayiz ibn-i Maıs el-Hazreci (R.A.)
179.Seyyidüna Abbad ibn-i Bişr el-Evsi (R.A.)
18O.Seyyidüna Abbad ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
181.Seyyidüna Ubade bin Samit el-Hazrecî (R.A.)
182.Seyyidüna Abdullah ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
183.Seyyidüna Abdullah ibn-i Cübeyr el-Evsî (R.A.)
184.Seyyidüna Abdullah ibn-i Çahş el-Muhaciri (R.A.)
185.Seyyidüna Abdullah ibnü'l-Ced el-Hazrecî (R.A.)
186.Seyyidüna Abdullah ibn'ül-Humeyyir el-Hazreci (R.A.)
187.Seyyiduna Abdullah ibn'ür-Rebi el-Hazreci (R.A.)
188.Seyyidüna Abdullah ibn-i Revaha el-Hazrecî (R.A.)
189.Seyyidüna Abdullah ibn-i Zeyd el-Hazreci (R.A.)
190.Seyyidüna Abdullah ibn-i Süraka el-Muhaciri (R.A.)
191.Seyyidüna Abdullah ibn-i Seleme el-Evsi (R.A.)
192.Seyyidüna Abdullah ibn-i Sehi el-Evsi (R.A.)
193.Seyyidüna Abdullah ibn-i Süheyl el-Muhaciri (R.A.)
194.Seyyidüna Abdullah ibn-i Şerik el-Evsi (R.A.)
195.Seyyidüna Abdullah ibn-i Tarık el-Evsi (R.A.)
196.Seyyidüna Abdullah ibn-i Amir el-Hazreci (R.A.)
197.Seyyidüna Abdullah ibn-i Abd-i Menaf el-Hazreci (R.A.)
198.Seyyidüna Abdullah ibn-i Urfuta el-Hazrecî (R.A.)
199.Seyyidüna Abdullah ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
200.Seyyidüna Abdullah ibn-i Ümeyr el-Hazrecî (R.A.)
201.Seyyidüna Abdullah ibn-i Kays bin Halid el-Hazrecî (R.A.)
202.Seyyiduna Abdullah ibn-i Kays bin Sayfi el-Hazrecî (R.A.)
203.Seyyidüna Abdullah ibn-i Ka'b el-Hazrecî (R.A.)
204.Seyyidüna Abdullah ibn-i Mahreme el-Muhaciri (R.A.)
205.Seyyidüna Abdullah ibn-i Mes'ud el-Muhacirî (R.A.)
206.Seyyidüna Abdullah ibn-i Maz'un el-Muhacirî (R.A.)
207.Seyyidüna Abdullah ibn-i Numan el-Muhacirî (R.A.)
208.Seyyidüna Abd-i Rabb ibn-i Cebr el-Evsî (R.A.)
209.Seyyiduna Abdurrahman ibn-i Cebr el-Evsi (R.A.)
210.Seyyidüna Abdet'el-Haşhaş el-Hazrecî (R.A.)
211.Seyyidüna Abd ibn-i Amir el-Hazrecî (R.A.)
212.Seyyidüna Ubeyd ibn'ut-Teyyihan ey-Evsî (R.A.)
213.Seyyidüna Ubeyd ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
214.Seyyidüna Ubeyd ibn-i Ebî Ubeyd el-Evsi (R.A.)
215.Seyyidüna Ubeyde bin Haris el-Muhaciri (R.A.)
216.Seyyidüna Utban ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
217.Seyyidüna Utbe bin Rebıa el-Hazrecî (R.A.)
218.Seyyidüna Utbe bin Abdullah el-Hazrecî (R.A.)
219.Seyyidüna Utbe bin Gazvan el-Muhacirî (R.A.)
220.Seyyidüna Osman ibn-i Maz'un el-Muhacirî (R.A.)
221.Seyyidüna el-Aclan ibn'ün Nu'man el-Hazrecî (R.A.)
222.Seyyidüna Adiyy ibn-i Ebi Zağba el-Hazreci (R.A.)
223.Seyyidüna İsmet'übn'ül-Husayn el-Hazrecî (R.A.)
224.Seyyidüna Usaymet'ül-Hazreci (R.A.)
225.Seyyidüna Atıyye bin Nüveyre el-Hazrecî (R.A.)
226.Seyyidüna Ukbe bin Amir el-Hazrecî (R.A.)
227-Seyyidüna Ukbe bin Osman el Hazrecî (R.A.)
228.Seyyiduna Ukbe bin Vehb el-Hazreci (R.A.)
229.Seyyidüna Ukbe bin Vehb el-Muhacirî (R.A.)
230.Seyyidüna Ukkaşe bin Mıhsan el-Muhacirî (R.A.)
231.Seyyidüna Amman ibn-i Yasir el-Muhacirî (R.A.)
232.Seyyidüna Umare bin Hazm el-Hazrecî (R.A.)
233.Seyyidüna Umare bin Ziyad el-Evsî (R.A.)
234.Seyyidüna Amr ibn-i İyas el-Hazrecî (R.A.)
235.Seyyidüna Amr ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
236.Seyyidüna Amr ibn'ül-Cemuh el-Hazrecî (R.A.)
237.Seyyidüna Amr ibn'ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
238.Seyyidüna Amr ibn'ül Haris el-Muhacirî (R.A.)
239.Seyyidüna Amr ibn-i Süraka el-Muhaciri (R.A.)
240.Seyyidüna Amr ibn-i Ebi Şerh el-Muhaciri (R.A.)
241.Seyyidüna Amr ibn-i Talk el-Hazreci (R.A.)
242.Seyyidüna Amr ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
243.Seyyidüna Amr ibn-i Muaz el-Evsî (R.A.)
244.Seyyidüna Umeyr ibn-i Haram el-Evsî (R.A.)
245.Seyyidüna Umeyr ibn'ül Humam el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
246.Seyyidüna Umeyr ibn'ül-Amir el-Hazrecî (R.A.)
247.Seyyidüna Umeyr ibn-i Avf el-Muhacirî (R.A.)
248.Seyyidüna Umeyr ibn-i Ma'bed el-Evsî (R.A.)
249.Seyyidüna Umeyr ibn-i Ebî Vakkas el-Muhacirî (R.A.) (ŞEHİD)
250.Seyyidüna Avf ibn'ül-Haris el-Hazreci (R.A.)
251.Seyyidüna Uveym ibn-i Saide el-Evsî (R.A.)
252.Seyyidüna İyaz ibn-i Züheyr el-Muhacirî (R.A.)
253.Seyyidüna Ğannam ibn-i Evs el-Hazrecî (R.A.)
254.Seyyiduna el-Fakih ibn-i Bişr el-Hazrecî (R.A.)
255.Seyyiduna Ferve bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
256.Seyyiduna Katade bin Numan el-Hazrecî (R.A.)
257.Seyyidüna Kudame bin Maz'un el-Muhaciri (R.A.)
258.Seyyidüna Kutbe bin Amir el-Hazreci (R.A.)
259.Seyyidüna Kays ibn-i Mıhsan el-Hazrecî (R.A.)
260.Seyyidüna Kays ibn-i Mıhsan el-Hazrecî (R.A.)
261.Seyyidüna Kays ibn-i Muhalled el-Hazrecî (R.A.)
262.Seyyidüna Ka'b ibn-i Cemmez el-Hazreci (R.A.)
263.Seyyidüna Ka'b ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
264.Seyyidüna Malik ibn-i Ebi Havli el-Muhacirî (R.A.)
265.Seyyidüna Malik ibn-i Ebi Havli el-Muhaciri (R.A.)
266.Seyyidüna Malik ibn'ud Duhşum el-Hazrecî (R.A.)
267.Seyyidüna Malik ibn-i Rifaa el-Hazreci (R.A.)
268.Seyyidüna Malik ibn-i Rifaa el-Hazrecî (R.A.)
269.Seyyidüna Malik ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
270.Seyyidüna Malik ibn-i Kudame el-Evsı (R.A.)
271.Seyyidüna Malik ibn-i Mes'üd el-Hazrecî (R.A.)
272.Seyyiduna Malik ibn-i Nümeyle el-Evsi (R.A.)
273.Seyyidüna Malik Mübeşşir bin Abd'il-Munzir el-Evsî (R.A.) (ŞEHİD)
274-Seyyidüna Mücezzer ibn-i Ziyad el-Hazreci (R.A.)
275.Seyyidüna Muhriz ibn-i Amin el-Hazrecî (R.A.)
276.Seyyidüna Muhriz ibn-i Nasle el-Muhaciri (R.A.)
277.Seyyidüna Muhammed ibn-i Mesleme el-Evsî (R.A.)
278.Seyyidüna Midlac ibn-i Amir el-Muhaciri (R.A.)
279.Seyyidüna Mersed ibn-i Mersed el-Hazreci (R.A.)
280.Seyyiduna Mistah ibn-i Üsase el-Muhaciri (R.A.)
281.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Evs el-Hazrecî (R.A.)
282.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Halde el-Hazrecî (R.A.)
283.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Rebia el-Muhacirî (R.A.)
284.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
285.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
286.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Sa'd el-Evsi (R.A.)
287.Seyyidüna Mus'ab ibn-i Umeyr el-Muhacirî (R.A.)
288.Seyyidüna Muaz ibn-i Cebel el-Hazreci (R.A.)
289.Seyyidüna Muaz ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
290.Seyyidüna Muaz ibn-üs Sımme el-Hazrecî (R.A.)
291.Seyyidüna Muaz ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
292.Seyyidüna Muaz ibn-i Maıs el-Hazreci (R.A.)
293.Seyyidüna Ma'bed ibn-i Abbad el-Hazreci (R.A.)
294.Seyyidüna Ma'bed ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
295.Seyyidüna Muattib ibn-i Ubeyd el-Evsi (R.A.)
296.Seyyidüna Muattib ibn-i Avf el-Muhaciri (R.A.)
297.Seyyidüna Muattib ibn-i Kuşeyr el-Evsî (R.A.)
298.Seyyidüna Ma'kıl ibn-i Munzir el-Hazreci (R.A.)
299.Seyyidüna Ma'mer ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
300.Seyyidüna Ma'n ibn-i Adiyy el-Hazreci (R.A.)
301.Seyyidüna Ma'n ibn-i Yezîd el-Muhaciri (R.A.)
302-Seyyidüna Muavviz ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
303.Seyyidüna Muavviz ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
304.Seyyidüna Mikdad ibn'ül-Esved el-Muhaciri (R.A.)
305.Seyyidüna Muleyl ibn-i Vebre el -Hazreci (R.A.)
306.Seyyidüna Münzir ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
307.Seyyiduna Münzir ibn-i Kudame el-Evsî (R.A.)
308.Seyyidüna Münzir ibn-i Muhammed el-Evsi (R.A.)
309.Seyyidüna Mıhça' ibn'üs-Salih Mevla Ömer'ibn'ül-Hattab el Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
310.Seyyidüna Nadr ibn-i Haris el-Evsi (R.A.)
311.Seyyidüna Nu'man ibn-i el-A'rac el-Hazrecî (R.A.)
312.Seyyidüna Nu'man ibn-i Ebi Hazme el-Evsî (R.A.)
313.Seyyidüna Nu'man ibn-i Sinan el-Hazrecî (R.A.)
314.Seyyidüna Nu'man ibn-i Abd-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
315.Seyyidüna Nu'man ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A)
316.Seyyidüna Nu'man ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
317.Seyyidüna Nu'man ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
318.Seyyidüna Nu'man ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
319.Seyyidüna Nevfel ibn-i Abdullah el-Hazrecî (R.A.)
320.Seyyidüna Vakıd ibn-i Abdullah el-Muhaciri (R.A.)
321.Seyyidüna Varaka bin İyas el-Hazrecî (R.A)
322.Seyyidüna Vedia bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
323.Seyyiduna Vehb ibn-i Ebî Şerh el-Muhaciri (R.A.)
324.Seyyidüna Vehb ibn-i Sa'd el-Muhaciri (R.A.)
325.Seyyidüna Hanî'bin'Niyar el-Hazrecî (R.A.)
326.Seyyidüna Hübeyl ibn-i Vebre el-Hazrecî (R.A.)
327.Seyyidüna Hilal ibn-i Mualla el-Hazreci (R.A.)
328.Seyyidüna Yezid ibn-i el-Ahnes el-Muhaciri (R.A.)
329.Seyyidüna Yezîd ibn-i Rukayş el-Muhacirî (R.A.)
330.Seyyidüna Yezidi ibn-i Haram el-Hazrecî (R.A.)
331.Seyyidüna Yezîd ibn'ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
332.Seyyidüna Yezîd ibn'üs-Seken el-Evsî (R.A.)
333.Seyyidüna Yezid ibn'ül-Münzir el-Hazrecî (R.A.)


(RADIYALLAHU ANHUM ECMAİN)

 

 

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::