
Penceredeki kız…hüzne her zaman aç gönlüyle,gözlerinden hiç eksilmeyen göz yaşlarıyla ve ömrü boyunca sadece numune tebessümler görmüş buruk dudağı ile yine penceresinin önünde …Ve yine yanlız şehrin tüm kalabalığına inat…
Penceredeki kız…
acı,
ağzındaki tek tat…
Nefesinin eseri, camdaki yanık buğu bile taşıyor hüznü tüm zerrelerinde … Cama öyle vuruyor ki; her bir solukta sanki ateşten birer ok misali çarpıyor … Göz yaşlarını silmeye alışık narin elleri, camdaki buğuyu siliyor hüznünü yok etmeye çalışırcasına istekli
… O an sanki elleri yanıyor …
Penceredeki kız…
Sünger gibiydi adeta ..
tüm acıyı ve yanlızlığı çekiyordu
artık taşıyamayacak kadar ağırlaşan ruhuna …
Boşuna olduğunu farkediyor penceredeki kız dışarıya bakarken;
Yanlızlığının soğuttuğunu sandığı odasında düşleriyle ısınmaya çalışma çabası…Hatıralarıyla dolu sandığı da boşuna yakmış …Dışarıda karakış tüm şiddetiyle hüküm sürerken muhtemelmiş zemherisinde yok oluması, tek kişilik odasında …
"Boşunaymış!.." diye haykırıyor sessizce ...
Acaba daha neleri farkında olmadan yaşadığını düşündü Penceredeki kız…
Kışın geldiğinden habersiz olduğunu ve sonbaharın geçmiş olduğunu farkettiğinde … Belkide ömrünün son baharının …
Penceredeki kız…
Varlığında kendini farkettirememiş olması
Ve bir gün yok olup gittiğinde kimsenin onu farketmeyecek
olacağıydı, tek bildiği…
Kocaman bir ağaca daldı solgun gözleri bu kez…Yapraksız!Yemyeşil yapraklarını çoktan unutmuş gibiydi ağaç...Kaybettiklerine alışmış…Hala hayatta ve dimdikti…Tıpkı kendisi gibi olduğunu düşündü…Dimdik miydi? bilmiyordu ama hala ayaktaydı …ve hala hayattaydı!… Herşeye rağmen hiçliğine , tüm olmayanlara ve yitirdiklerine rağmen hayatta?!…
Penceredeki kız…
kaybettikleri onu yok etmedi.
aksine her bir kayıp kök olup toprağa bağladı güçsüz bedenini
ve bu zehirli kökler aldı sevincini neşesini…
yine bu kökler verdi sahip olduğu tüm hüznünü kederini…
Şimdi bir kedi ilişti gözüne …Bu soğukta nasılda üşüyor olmalıydı…Buna rağmen bir şeyler arıyordu.Çok geçmeden aradığını buldu.. Bir parça ekmekmiş! meğer aradığı..Hızla az ilerdeki barakanın içine götürürken bulduğu hazinesini.Üç yavru kedinin ümit dolu bekleyişinin sevince dönüşmesini farketti penceredeki kız…Yüreklerin buzunu eritecek bir sahneydi bu …
“Anne! keşke sen yanımda olsaydın” dedi penceredeki ses…
Penceredeki kız…
öksüz kız …
Öyle şiddetli yanıyordu ki yüreği
Tüm şehri yakmaya yeterdi bu yangın…
Adeta şehrin içinde şehir yanıyordu ..
Pencerdeki kız yanıyordu ..
Şimdi ise yaşlı gözleri gökyüzüne kaydı …Gecikmiş göçlerine hızla çırptıkları kanatlarıyla yetişmeye çalışan bir kaç kuştu hüzne boyayan, ruhunu bu kez…Gecikmiş hayallerine yetişmeye çalışırken ki telaşları ve nihai kırıklıklarını hatırlayarak bir kez daha doldu gözleri …Kuşlar gözden kaybolurken; arkalarından, umutsuzca baktı.. Kanat çırpışları kendi çırpınışlarına ne çok benziyordu…
Penceredeki kız…
Geç kaldığı hiçbir şeye yetişemedi..
Boynu bükük dönüşlerinde hep hayal kırıklarını topladı yerlerden…
Çünkü ayağına battığında hissettiği o dayanılmaz acı,
hiç bişeyin yakmadığı kadar çok yakardı canını…
Bu kez evlere baktı çatılara pencerelere …Her evde yaşayan insanlar,yaşanan duygular vardı…Hüzünler,neşeler heyecanlar …Ne kalabalıktı şehir…Bu kalabalığa rağmen bu kadar yalnız kalabilmek ne güç!Başarabildiği tek zor şeydi bu …
Penceredeki kız…
Yanlızlık hiç kimseye olmadığı kadar çok yakışıyordu ona
ve matem karası sürmeler çekilmiş gözlerine …
Kimseyi sarmadığı kadar içten sarıyordu bedenini…
Artık hava iyice kararmıştı …Penceredeki kız yorgun ve bitkindi …Perdeleri kapattı usulca …Sanki kalabalık şehre veda etmişti gözleri kapanırken perdeler… Sanki gözleri son kez yaşlıydı …
Penceredeki kız…
Karanlık odasında yapayalnız…
Odada ne bir perde vardı, ne de ışık !
Sadece bir beden
yalnız sen, penceredeki kız !
Fesa…